Faydalı Linkler:

 

Uzman Psikolog Özge Türk

Hastanemizde  0-20 yaş bebek-çocuk ergen grubuna sorunlarıyla ilgili olarak gelişim testleri, psikometrik ve projektif testler aracılığıyla derinlemesine inceleme yapılarak psikoterapi uygulanmakta, anne ve babaya danışmanlık hizmeti verilmektedir.

 
 

Bebeklerde Sık Rastlanılan Sorunlar :

- Gelişim problemleri
- Anne-babanın bebeğe uyum sağlama süreci
- Uyku problemleri
- Memeden kesme süreci
- Yeme problemleri
- Anne-baba ayrılığının bebek üzerindeki etkileri

 

Çocuklarda Sık Rastlanılan Sorunlar ;

  • Dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu
  • Özel Öğrenme Bozukluğu
  • Anksiyete
  • Depresyon
  • Saplantılı-zorlantılı davranış bozukluğu
  • Okul fobisi
  • Okul başarısızlıkları
  • Kardeş kıskançlığı
  • Arkadaş problemleri
  • Aile içi çatışmalar
  • İçe kapanma
  • Enurezis ( altını ıslatma)
  • Enkoprezis ( kaka kaçırma)
  • Tırnak Yeme
  • Yeme problemleri
  • Yuvaya alışma-anneden ayrılma sorunu
  •  Anne-baba ayrılığının çocuk üzerindeki etkileri

 

Ergenlerde Sık Rastlanılan Sorunlar

  • Olumsuz benlik algısı
  • Olumsuz beden imajı algısı
  • Ebeveynlerle çatışma
  • Gerginlik
  • Çabuk sıkılma
  • Okul başarısızlığı
  • Kaygılar ( Sınav kaygısı, gelecek ile ilgili kaygılar)
  • Arkadaş sorunları
  • Depresyon
  • Anksiyete

 

DİKKAT EKSİKLİĞİ-HİPERAKTİVİTE

 

Dikkat Eksikliği ;

  • Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez ya da okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerinde dikkatsizce hatalar yapar.
  • Çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır.
  • Doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür.
  • Çoğu zaman yönergeleri izlemez ve okul ödevlerini , ufak tefek işleri ya da görevlerini tamamlayamaz.
  • Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker.
  • Çoğu zaman sürekli mental çabayı gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almaya karşı isteksizdir.
  • Sıklıkla üzerine aldığı görevler ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder

      ( örn. oyuncaklar, okul ödevleri, kalemler, kitaplar ya da araç-gereçler)

  • Çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla kolaylıkla dağılır.     
  • Günlük etkinliklerde çoğu zaman unutkandır. 

Hiperaktivite ;

  • Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur.
  • Çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar.
  • Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır.
  • Çoğu zaman, sakin bir biçimde, boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır.
  • Çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır.
  • Çoğu zaman çok konuşur
  • Impulsiftir ; çoğu zaman sorulan soruları , soru tamamlanmadan önce cevabını yapıştırır.
  • Çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü vardır
  • Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer ( örn. başkalarının konuşmalarına ya da oyunlarına burnunu sokar 

 

ÖĞRENME BOZUKLUĞU  

 

  • Zeka düzeyi normal ya da normalin üzerindedir; ancak kendi yaş seviyelerine uygun olarak okuma ve yazma becerilerini sergileyemezler.

Sözel testlerde başarılı, ancak yazılı testlerde daha başarısızdırlar.

Yazarken ve okurken harfleri karıştırırlar, hece-harf atlarlar, ters okur ve yazarlar, ilaveler, eksiklikler görülebilir.

  • Yazıları ve okumaları bozuktur ; okuma-yazma hızları düşüktür.
  • İmla ve noktalama hataları sık görülür.
  • Zaman kavramını karıştırırlar ( önce-sonra , dün-bugün, şimdi- sonra)
  • Sağ-sol, yönlerini ayırt etmekte zorlanırlar.
  • Uzaklık, derinlik algıları bozuktur.
  • Mekanda yönelme, pozisyon yakalamakta zorlanırlar (ip atlama, top yakalama).
  • Dağınıktırlar, masa ve çantaları düzensizdir.
  • Bir işe dikkatlerini vermekte zorlanırlar.
  • Bazıları çok yavaş hareket eder, bazıları ise kıpır kıpırdır, yerinde duramaz.
  • Sık sık hayallere dalabilirler.
  • Unutkandırlar , çantalarını, defterlerini, ödevlerini unutabilirler.
  • Sakar ve dalgın olabilirler.
  • Beceremeyecekleri duygusunu hayal kırıklıkları izler.

 

 

12 Haziran Pazartesi, Akşam Gazetesi Eki

Sınav Kaygısını Yenmek Elinizde

Olumsuz duygular kaygı nedeni

Genellikle olumsuz duyguların yaşandığı durumlar kaygının ortaya çıkmasına neden
olur. Kaygı, temelinde bireyi rahatsız eden olaylarla ilgili değil, olayların birey için ne anlama geldiği ile ilgilidir. Birçok öğrenci sınavla birlikte kendi kişiliğinin ve varlığının değerlendirildiğini düşünmektedir.

Yüksek beklenti baskı oluşturabilir

Anne ve babaların zaman zaman çocuklarından yüksek beklentileri olabilir ve onları motive etme amacıyla üzerlerinde farkında olmadan baskı kurarlar. Bu tutumlar zamanla çocuğu yorar ve yıldırır. Anne ve babanın tutumlarını acilen değiştirmesi gerekmektedir. Öncelikle çocuğun kapasitesi,yani neleri başarıp başaramayacağı konusunda ailenin içgörü sahibi olması gerekir.

Asla başkasıyla mukayese etmeyin!  

Anne ve babalar çocuklarının başarılı ya da başarısız olmalarını kendi başarı ya da başarısızlıkları olarak algılamaktadırlar; sanki kendileri sınava girecekler ve sonuçlarını göreceklerdir. Anne ve babanın bu noktada çocuktan kendilerini ayrımlaştırmaları ve onların kendilerinden ayrı bir birey olduklarını unutmamaları gerekmektedir. Bu çocuğun hayatıdır, anne ve babanın görevi çocuğu bu yolda desteklemektir.

Aktiviteler başarıyı arttırıyor

Sınavlar ve derslerine aşırı yoğunlaşıp,başka bir şeye vakit ayırmayan çocukların başarısı azalmaya başlar,başarının azalması sonucu olarak da kaygı artar. Bu anlamda kendine vakit ayırmak; örneğin spor,müzik ya da başka bir aktiviteye hayatında yer vermek çok önemlidir. Bu durum başarıya engel olmaz, tam tersine motivasyonu arttırır ve başarıyı yükseltir.

Hedefe göre davranılmalı

Sınava hazırlanırken çocuğun kendisine uygun bir hedef belirlemesi ve bu yönde ilerlemesi gerekir. Çalışma saatleri, eğlence ve dinlenceye ayıracağı saatler belli olmalıdır.

Stres çalışma isteğini azaltıyor

Sıkıntılı ve stresli hissedilen durumlarda zorlamadan, çalışmaya hemen ara vermek gerekir. Çünkü bu ruh hali çalışmaya ve öğrenmeye engel olacak, sıkıntıyı daha da arttıracak, ‘yapamayacağım’ düşünceleriyle hayal kırıklığına yol açacaktır.

Mola vererek çalışılmalı

Düzenli ve molalar vererek yapılan çalışmalar kişiyi sıkmaz ve motivasyonunun sürekliliğini sağlar.

Ne erken, ne geç uyanmalı

Sınav günü, çok erken uyanıp sınavı beklemek yerine ,sınava yetişebilecek şekilde bir-iki saat önce uyanıp, bir şeyler yiyerek sınava gidilmesi daha uygun olabilir.

 

 

Yiyorum Büyüyorum İnternet Sitesi


Nasıl Bir Disiplin?

 

Uzm. Psi. Özge Türk


- Diğer Yazıları
01-10-2006 03:54 | 891 defa okundu

Bu yazı hakkında yorum göndermek için Giriş Yap / Kayıt Ol

Bu yazıyı arkadaşına gönder

 

Nasıl Bir Disiplin?

 


Çocuklarına disiplin vermekte bocalayan anne-babaların mutlaka okumasını tavsiye ettiğimiz harika bir yazı hazırladı Uzman Psikolog Özge Türk.
Cezayla mı? Ödülle mi? Bu disiplin nasıl sağlanır???


Disiplin, içsel denetimi sağlamak amacıyla bireyin kendisi ve çevresiyle uyumlu yaşayabilmesini sağlayan kural ve sınırların tümüne denir. Disiplin, sorumluluğun içselleştirilmesi ile sağlanabilir. Disiplin, çocukluğun erken dönem yıllarından itibaren başlayan bir süreçtir. Anne ve babalar çocuklara yeni bilgiler ve beceriler kazandırmaya çalışırlarken bunu ceza ve kontrol ile karıştırabilmektedirler. İyi bir disiplin anlayışı içerisinde çocuğa sınır ve kural koyma yer almaktadır. Çocuk, yapması ve yapmaması gerekenleri kendiliğinden bilemez, bunu ona öğretecek olan anne ve babasıdır . Çocuğa kabul edilen ve kabul edilmeyen davranışları net bir şekilde belirtmek gerekmektedir. Örneğin ; kardeşine kızan ve vurma teşebbüsüne geçen bir çocuğa :‘Kardeşine kızabilir,ona sinirlenebilirsin,ancak ona zarar vermek yok’ gibi bir söylemle hem sınırları belirlemiş hem de çocuğun içinden gelen duyguları anlamlandırmasına yardımcı olmuş hem de çocuğun kendi kendinin denetimi için açıklama yapmış olursunuz. Uzun açıklamalar çocukları sıkabilir, söylemlerinizde net ve açık olmalısınız. Çocuk , dürtüleriyle hareket eden ve dünyanın onun etrafında döndüğünü zanneden bir varlıktır. Anne ve baba , çocuğa bu dürtülerini frenlemeyi ve kontrol etmeyi öğretmektedir. İyi bir disiplin anlayışı içerisinde tehditler ve zorlamalar olmamalıdır. Örneğin ; ‘Eğer x davranışı yapmazsan seninle konuşmayacağım’ yerine ‘x davranışı şu şekilde yapmalısın’ gibi kısa bir mesaj çocukta daha etkili olmakta ve davranışın yapılması sizinle ilgili bir durumdan bağımsız gerçekleşmektedir. Çocuğu odaya kapatma, dayak gibi davranışlar çocuğun size karşı hırslanmasına ve saldırgan tepkilere yol açmaktadır ; ayrıca izole edilen ve şiddet gören çocuk benlik saygısını yitirmekte ve kendine olan güveni azalmaktadır. Bu sebeplerden bu tip davranışlardan uzak durmalısınız. Çocuğu en iyi disipline etme yolu öncelikle onu anlayabilmekten geçmektedir. Eğer çocuğun duygu ve düşüncelerini anlayabiliyor ve bunu ona gösteriyor iseniz, çocuk da sizi anladığını ifade eden davranımlarda bulunacaktır. Küçük çocuklarda bu durum oyun aracılığı ile kolaylaşmaktadır. Oyun aracılığı ile iletişiminiz artacak ve güçlenecektir. Eğer çocuğun ihtiyaç ve gereksinimlerine saygılı olmazsanız ; örneğin ; tam bir oyunu tamamlamak üzereyken onu kolundan tutup kaldırır, yemeğe götürmeye çalışırsanız, hayal kırıklığından dolayı çocuk ne yemek yiyecek ne de istediğiniz başka şeyi yapacaktır ; tam tersine size tepki gösterecektir. Hemen kendi koşulunuzda böyle bir durumda neler olabileceğini düşünün ; tam bir filmin sonu gelmişken, birisi sizi kolunuzdan tutup kendi istediği birşeyi yaptırmak için zorluyor. Herhalde hiç hoşunuza gitmezdi. Öyleyse , karşılıklı iletişimde saygının önemli bir yeri olduğunu görmekteyiz. Disiplin ancak saygı ve sevgiyle gerçekleşebilir.

Tehditler, yasaklar ve cezalandırmalar yerine çocuğa örnek olmayı deneyin
Örneğin ; Ali’ye ‘Odanı toplamanı söylemiştim,neden hala toplamadın?’ yerine ‘Hadi gel birlikte toplayalım,nasıl toplanacağını sana göstereyim’ demeniz bir sonraki sefere oda toplama davranışını tek başına yapabilmesi için çocuğu teşvik edici bir tutum olmaktadır. Yani onu suçlayacağınıza , yol gösterin. Çocuğa kuralların uygulanmasında rol ve sorumluluklar verin.

Belirli bir disiplin anlayışının devamlılığı ve sürekliliğini sağlamada ‘tutarlı olmanın’ önemli bir yeri bulunmaktadır. Yani ‘hayır’ların kolaylıkla ‘evet’ e dönüşmemesidir. Bazı anne ve babalar çocuk ağladığında dayanamayıp, koydukları kural ve sınırları bir anda alt üst ediverirler. Bu durumda disipline etme süreci sekteye uğramış olur, hem çocuğun kafası karışır hem de sizin için her şey ‘al baştan’ a dönüşür. Bu sebepten tutarlı olmanın disiplin anlayışı içerisinde önemli bir yeri vardır.

Bir başka nokta sorun olan davranıştan önce beklentilerinizi açıklayabilmektir. Örneğin ; çocuk ile sokağa çıkmadan önce neyi alıp, neyi alamayacağınızı kesin olarak belirtirseniz, bir sonraki problem davranışı engellemiş olursunuz. Çocuğa kızmamak için ön tedbirler alabilirsiniz; örneğin odası sürekli olarak dağınık olan bir çocuğa yazılı notlar ile hatırlatma yapabilirsiniz. Kabul edilemez bir davranışın yerine alternatifler sunabilirisiniz; örneğin ‘Duvarları çizmek yok,işte sana kalem ve kağıt’gibi. Sorun olan davranışın sonuçlarını kontrol etmeye çalışmayın ; eğer tüm uyarılara rağmen aynı davranışı tekrar ediyorsa sonuçları yaşamasına izin verin . Örneğin ; ödevlerini yapmayan bir çocuğun ödevlerini yapmak yerine , bırakın çocuk öğretmeni ile sınıfta hesaplaşsın.

‘Ödüllendirme’nin bir davranışı kazandırma sürecinde önemli bir yeri olduğunu unutmayın. Çocuğun içsel dünyasında anne-babasının ve çevresinin onayını alması, beğenilmesi kavramları çok önemli yer tutmaktadır. Bu sebeple yapabildiği şeylerde onu sözel ödülle onurlandırın. ‘Aferin, bravo, çok iyi’ gibi söylemler çocuğu yüreklendirecek ve davranışın yapılmasını pekiştirecektir. Bunun yanı sıra, maddi ödüller kalıcılığı olmayan ve ‘pazarlığa’ dönüşebilecek, sözel ödüle göre daha etkisiz araçlardır. İllaki bir maddi ödül verilecekse de olumlu davranışın akabinde verilmesi gerekmektedir ; üç hafta sonra ödüllendirilen bir çocuk için hangi davranış için ödüllendirildiği artık unutulmuş olacaktır.

Kriz anında öfkenizi kontrol etmeye çalışıp, serinkanlı olmalısınız ; yani şimdiki tabirle ‘cool’ olmalısınız, sinirlendiğinizi ve öfkelendiğinizi gören çocuk için bu durum bir koz teşkil etmekte ve davranışın sürekliliği artmaktadır.

Belirli bir davranışın yerleşmesini istiyorsanız tutarlı, kararlı, sakin olun ve çocuğunuzun o anki duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışın, emin olun bu tutumunuz cezalandırma sisteminden daha fazla işe yarayacaktır. Görüşmek üzere..

Alman Hastanesi
Uzman Psikolog Özge Türk

 

 

 

Radikal Gazetesi, Ocak 2007
Anne hangimizi Daha Çok Seviyorsun?

Kardeş kıskançlığı ailedeki ilk çocukların yaşadığı ve anne babaları uzun süre uğraştıran bir durum. Yeni bir kardeşin gelmesi ve bu kardeşin ilk çocuğun egemenliğini sona erdirmesi büyük çocuklar için kolay kolay kabul edilemez. Kimi aileler bu durumu hafif atlatırken, kimi ailelerde kriz büyür ve özellikle anne babanın yanlış tavırları nedeniyle pek çok olumsuzluk ortaya çıkabilir. Peki, kardeş kıskançlığını önlemek için ne yapmalı? Alman hastanesi Çocuk ve Ergen Psikoloğu Özge Türk’ten öğrenelim…

 

O aşırı ilgi aferin almak için

Kardeş kıskançlıklarının temelinde anne ve babanın ilgi ve sevgisinin bölünmesi korkusu yatar. Yeni doğan kardeş, büyük çocuk için adeta bir kumadır. Yani, anne ve babanın ilgi ve sevgisini artık yeni doğanla paylaşmak zorundadır. Ancak bu durum o kadar da kolay değil. ana kadar anne ve babasının bir tanesidir. O halde bir ikinciyle nasıl baş edecektir?

Çocuk, yeni doğan kardeşine karşı sevgi ve nefret arasında gidip gelir. Aslında onu sevmesi ya da sevmek zorunda olması çevre ve anne-baba tarafından benimsettirilmiş gibidir. Kardeşini sevmediğini söylerse , anne-baba ve çevre tarafından ayıplanacak ; eğer sevdiğini söylerse en büyük alkışı o alacaktır. O zaman alkışı almak yani küçük kardeşi sevmek ve benimsemek için kendini zorlar. Anne ve babasına da bu durumu ispatlamaya çalışır.

 

O kadar sever ki ağlatır..

Örneğin ; taşıyamayacak olsa da kardeşini kucaklayıp taşımak için ısrar eder , ağlayınca ilk önce o koşar. Elbette ki anne ve babası onun bu davranışlarını beğenecek ve onurlandıracaktır, başka türlü olamaz! Sevgisi o kadar taşmaktadır ki küçük çocuğu eline alır, sıkıştırır ve küçük çocuk ağlamaya başlar. Anne ve baba onu bu davranışı nedeniyle azarlar. İşte yine günah keçisi olmuştur!. Oysa ki sadece küçük kardeşini ne kadar sevdiğini onlara ispatlamak istemiştir ama nafile!Onu anlayan yoktur.. Artık anne ve babasına yaranamamaktadır ve adeta bu dünya kardeşi ve kendisi için dar gelmeye başlamıştır. İşte o zaman kıskançlık duyguları kabarmaya başlar. Artık ateşkes bozulmuştur ve savaş ilan edilmiştir!

Anne babalara düşen
Bu tip durumlarda anne ve babanın her iki kardeşe olan yaklaşımlarında çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Öncelikle her iki kardeş arasında mukayese yapmamak gerekmektedir. Her çocuk farklı özelliklerde, farklı yeteneklerde, farklı bireylerdir. O zaman aralarında mukayese, ancak birbirleri arasında rekabete neden olur, başka bir işe yaramaz. Anne ve baba her iki çocuğa da sevgilerini göstermelidirler. Bazen ebeveynler çocukları aralarında paylaşırlar ; örneğin anne, yeni doğanla, baba, büyük çocukla ilgilenir. Bu tutum da doğru değildir. Çünkü diğer çocuk artık anne ve babasının onu sevmediğini ve ilgilenmediğini düşünebilir. Sevgi ortak ve paylaşılabilen  bir duygudur ve her iki ebeveyn de her iki çocukla ilgilenebilmedir. 

 

Kardeşi hakkında bilgi verilmeli

Bir diğer önemli ve ilk başta yapılması gereken nokta yeni doğan dünyaya gelmeden evvel büyük kardeşe onunla ilgili bilgi verilmesidir. Erkek mi kız mı olacaktır? Doğduğunda gereksinimleri neler olacaktır? Odası nasıl olmalıdır? Tüm bunlar çocukla paylaşılmalı ve büyük çocuk doğacak olan kardeşe hazırlanmalıdır. Bu çok önemli bir süreçtir. Kardeş dünyaya geldikten sonra ise ona kardeşi ile ilgili ufak sorumluluklar vermek, onun değerli ve işe yarar hissetmesini ve abi/abla olduğunun bilincine varmasını sağlayacaktır. Bazı anne ve babalar , çocuk yardım etmek istediğinde beceremeyeceğini düşünerek ‘Yapamazsın,vb.’ tutumlarda bulunurlar ya da çocuğu gereksiz yere azarlarlar. Bu gibi tutumlar , çocuğun benlik saygısını zedeleyecek ve yalnızlığa sürükleyecektir. Çocuğu yeni doğan karşısında onurlandırmak gerekmektedir.
              

Önemli olan takım ruhu yaratmak
Her iki çocuğu alarak birlikte oyunlar oynamak , hep birlikte bir yerlere gitmek, birlik-beraber olma duygularını pekiştirir ve kardeşlerin ‘takım ruhu’nu hissetmelerini sağlar ; bu şekilde rekabet azalacaktır. Küçük kardeş büyüdüğünde, yürümeye başlayıp, konuştuğunda daha büyük kavgalar çıkabilecektir. Bu kavgalarda anne ya da babanın hakem konumunda olması kavgayı kızıştırabilir. Çocuklar kavga etmeye başladıklarında kozlarını kendi aralarında paylaşabilmeleri için bırakmak gerekmektedir. Sakinleştiklerinde her ikisi de dinlenip, problem yorumsuz olarak tanımlanabilir ; bu şekilde taraf tutulmadığı gösterilmiş ve çözüm için açık kapı bırakılmış olunur. Birbirlerini şikayet ettiklerinde net olarak ‘Şikayet etmek yok!’ denilebilir, ancak asla bir çocuktan yana olunmamalıdır.Çocukların ayrı ayrı bireysel özellikleri tanınmalı , kendilerini en iyi şekilde ifade edebilecekleri ve zevk alacakları aktivitelere yönlendirilmelidir ; daha sonra bunları birbirlerine anlatmaktan keyif alacaklardır.Kıskançlık doğal bir duygudur ; anne ve babanın,  kardeşler arasındaki bu duyguyu reddetmek yerine kabullenip, onları anlamaya çalışması çocukları rahatlatır ve güvenli bir ortamda hissetmelerini sağlar.

 



Güneş Gazetesi Şubat 2007

Çocuğunuzun Ruh Halini Çizdiklerinden Anlayın

Çocuklar öfkelerini, sevinçlerini çizdikleri resimler ile anlatır. Kullandıkları renge ve çizdiklerine bakarak onun ruh halini anlayabilirsizniz
 
Zaman zaman çocuklarımızı ellerinde kalemle kağıt üzerine şekil veya resim çizerken görürüz. Bu şekil veya resimler kimi zaman bize anlamlı, kimi zaman ise anlamsız gelebilir. Oysa bir çocuğun içinde bulunduğu psikolojik durumun en iyi şekilde anlaşılabilmesi için bu resimler bize yol göstericidir. Alman Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikoloğu Özge Türk : ‘Resim, çocuğun içsel dünyasını ortaya koyan, yani duygu ve düşüncelerini yansıtan bir araçtır. Yani, bilişsel ve duygusal süreçlerde neler olup bittiği, ev ya da arkadaş ilişkilerindeki sorunlar ortaya konabilir. Resim, aynı zamanda çocuğun el-göz koordinasyonu, zihinsel kapasitesi yani gelişimi hakkında da bilgi verir. Burada çocuğun yaşı temel alınmalıdır, her yaşın çizebileceği çizgi/ resimler farklıdır, bunlar gelişimsel bir sürekliliği izlerler. İlk karalamalar 10-12. aylar arasında başlar’ diyor.

 

NELER ÇİZEBİLİR?

Yaş ilerledikçe karalamalar çizgilerin yerini alır. 2 yaşında bir çocuk yönü olmaksızın çizgi çizmeyi taklit eder. 2,5 yaşında yatay ve dikey çizgileri yapabilmektedir. 3 yaş çocuğu kabaca bir yuvarlak çizebilir. Bu yaş çocuğundan adam çizmesi istendiğinde tipik olarak büyük bir daire ve içine göz-ağızdan oluşan ufak daireler koyabilir.  4 yaş çocuğu bu yuvarlağa bacaklar ve kolları da ekleyecektir. İlerleyen yaşlarda çizdikleri figürlere ayrıntılar ekleyeceklerdir. Çocuk , kendisi için önemli olan ayrıntıları daha büyük olarak çizecektir. 6 yaşından önce mekana yerleştirme ve oranlar abartılı olabilir, 6 yaşından sonra gerçekçi oranlar ortaya çıkacaktır.

 

RENK İPUCU VERİYOR

Karalama döneminde çocuk renkleri ayırt edemez, renklerin ayırt edilip, kullanılması 4-5 yaşlarındadır. Çocuklar o anki ruhsal dünyalarını en iyi tanımlayacak rengi seçerler. Örneğin ; ebeveyn kaybı ile yas yaşayan bir çocuk kağıdın tümünü siyah renge boyayabilir ya da öfkeli, kızgın bir çocuk kırmızı rengi daha fazla kullanabilir. Resimlerdeki boyutlar, çocuğun kağıdı nasıl kullandığı da bize çocuk hakkında ipuçları verir. Örneğin ; içe kapanık, çekingen, ürkek bir çocuk kağıdın küçük bir kısmını kullanarak, figürleri de çok küçük çizebilir ya da duygularını kontrol etmekte güçlük çeken bir çocuk tüm kağıda yayılarak çizimini tamamlayabilir.

 

BİRLİKTE RESİM YAPIN

Anne ve babalar çocuklarına resim ile ilgili birkaç taktik öğretip, onlara yardımcı olabilirler. Birlikte resim yapma faaliyeti çocuk için eğlenceli, aynı zamanda geliştirici bir faaliyettir. Ancak, çocuğa resmini tamamlarken  müdahale etmemek gerekmektedir, bu şekilde çocuk dış dünyadan algıladıklarını kendi algılarıyla birleştirerek ‘kendi’ ürününü ortaya koyacaktır. Daha önce bahsettiğim gibi ancak motive etmek ve öğretmek amaçlı küçük yardımlarda bulunmalısınız. Çocuk çizdiği resmi anlatmak isterse onu yorumsuz dinlemelisiniz. Unutmayın, resim çocuğu anlama ve tanımada oyun kadar önemli bir araçtır.       

©2008 Universal Hospitals Group Tüm Hakları Saklıdır